Yapılan araştırmalara göre, 1990'dan bu yana yetişkin ve ergenlerdeki obezite oranı önemli oranda artış gözlemleniyor.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunlarından biri olarak bilinen obezite, genel manada "bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkması" olarak tanımlanıyor.
Obezite, tip 2 diyabet ve kalp hastalığı riskini artırırken kemik sağlığını ve üremeyi de olumsuz etkileyebiliyor, bazı kanser türlerinin riskini çoğaltırken uyku bozukluğuna veya hareket kabiliyetinde azalmaya neden olup yaşam kalitesine olumsuz tesir ediyor.
Aşırı kilo ve obezite, enerji alımı (beslenme) ve enerji harcaması (fiziksel aktivite) arasındaki dengesizlikten kaynaklanırken, çoğu durumda obezitenin çevresel ve psikososyal faktörler ile genetik varyantlardan kaynaklanan çok faktörlü bir hastalık olduğu kaydediliyor.
Son yayımlanan ve 2022 verilerinin yer aldığı rapora göre, dünyada her 8 kişiden 1'i obezite ile yaşıyor. Dünya genelinde yetişkinlerde obezite 1990'dan bu yana 2 kattan fazla artarken, ergenlerde obezite oranı 4 katına çıktı.
Bireysel düzeyde, insanlar gebelik öncesinden başlayarak erken çocukluk dönemine kadar yaşam döngüsünün her aşamasında önleyici müdahaleler benimseyerek obezite risklerini azaltabilir.
Bu müdahaleler arasında hamilelik sırasında uygun kilo alımını sağlamak, doğumdan sonraki ilk 6 ay boyunca bebekleri sadece anne sütüyle beslenmek, ekran süresini sınırlamak yer alıyor.
Şekerli içeceklerin ve yüksek enerjili gıdaların tüketiminin sınırlanması, diğer sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi ve düzenli fiziksel aktivitelerin de obeziteyle ilgili mücadelede etkili olduğu biliniyor.
Yapılan araştırmalara göre, 1990'dan bu yana yetişkin ve ergenlerdeki obezite oranı önemli oranda artış gözlemleniyor.




