Suça sürüklenen çocuklara ilişkin veriler; dijital temas yaşının 1-2 seviyelerine kadar düşmesiyle birlikte, suçla ilk karşılaşmanın da giderek daha erken yaşlara indiğini ortaya koydu.

Raporda, suça sürüklenen çocukların önemli bir bölümünün işledikleri fiilleri suç olarak algılamadığına dikkat çekildi. Kişisel verilerin ele geçirilmesi, yasa dışı sorgu panelleri, hesap ele geçirme ve dijital tehdit gibi eylemler, çocuklar arasında “beceri” ya da “merak” olarak görülüyor. Özellikle 14-15 yaş grubunda, kimlik bilgisi ele geçirme ya da dijital ortamda tehditte bulunmanın suç olarak değerlendirilmediği kaydedildi.


Her şey bir ‘beğeni’ ile başlıyor

Çocukların suçla ilk temas kurduğu alanların başında dijital oyunlar ve sosyal medya geliyor. Siber zorbalık, tehdit ve şantaj, istismar, oyun içi dolandırıcılık ve suç örgütü propagandası açısından en riskli platformlar arasında gösterildi. Rapora göre suç çoğu zaman bir mesaj, oyun içi sohbet ya da bir “beğeni” ile başlıyor; çocuklar daha sonra kapalı gruplara yönlendirilerek ağır suçlarla karşı karşıya bırakılıyor. Etkileşim alma isteği, suça sürüklenmede kritik bir rol oynuyor. Beğeni, yorum ve paylaşım sayısının bir “değer ölçütü” hâline gelmesi; tehdit, hakaret ve şiddet içerikli paylaşımların bile görünürlük uğruna normalleşmesine yol açıyor. Bazı çocukların dijital ortamda hakaret, tehdit ya da suç içerikli paylaşımları “oyun” ya da “başarı” olarak gördüğü de raporda yer aldı.


Zararlı içerikler için ‘hız’ gerekli

Raporda, sosyal medya ve video platformlarının algoritmalarının suça sürüklenme sürecini hızlandırdığına da dikkat çekildi. Bir kez suç, şiddet ya da çete içerikli bir paylaşımla temas kuran çocukların, benzer içeriklere sürekli yönlendirildiği; bu durumun suçun dijital ortamda “olağan” hâle gelmesine neden olduğu ifade edildi. Bu sürecin, suç örgütlerinin çocuklara ulaşmasını kolaylaştırdığı değerlendiriliyor.